Halk Oyunlarının hakkında genel bilgiler.

(1/1)

By_Sumer:
Halk Oyunlarının Oynanış Nedeni, Yeri, Oyuncu Seçimi, Oyuncu Hazırlığı



Halk oyunları düğünlerde, nişanlarda, askere uğurlamada, yaylaya çıkış ve inişte, doğumda, dini ve milli bayramlarda, kazanılan zaferin sonucunda, ferfene, barana, sıra gezmesi, yaren sohbeti gibi toplantılarda oynanmaktadır. Oyunlar genellikle oyun oynamaya elverişli açık alanlarda oynandığı gibi kapalı yerlerde oynanır.

Özellikle düğünlerde, yörede iyi oynadığı bilinen kişiler davet edilir. Çünkü topluluğun başında yörenin müziklerini ve oyunlarını iyi bilen ve saygın kişiler bulunur.

Halk oyunları figür bakımından zenginliğini bu kişilere borçludur. Onlar maharetini ustalığını göstermek için kendine özgü doğaçlama figürler yapar. Böylece oynayan ya da oynamayan insanlara özellikle gençlere oyunlar gösterilmiş, aktarılmış olur.

Halk Oyunlarının Geleneği, İnanışı, Efsanesi, Öyküsü



Halk oyunları taklidi oyunlar (doğa oyunlarını,günlük yaşamı vb.) olabileceği gibi,toplumsal olayları,aşkı sevgiyi de konu alan oyunlar vardır.Mesela Urfa Kımıl oyunu,ekine zarar veren bir haşare yüzünden halkın yaşadığı sıkıntıyı dile getirir ve bu oyunda olduğu gibi diğer oyunlar için de çeşitli anlatılar vardır.

Halk Oyunlarında Giysi, Çalgı, Oyun Adları

Oyun oynamayı gerektiren nedene bağlı olarak insanlar günlük kıyafet veya özel gün kıyafeti giyerler. Bunun için bakınız giyim-kuşam maddesine.Türkiye'de halk oyunlarına mutlaka bir müzik aleti eşlik etmektedir (Bu konuda müzik bölümüne bakınız.).Kimi yerlerde, özellikle kadınlar türküyle de oynamaktadırlar. Oyunlar isimlerini, yaratıcısı kişinin adından, coğrafi bölge adından, tabiat olaylarından, içerdiği konudan vb. alır.

Konularına Göre Halk Oyunları



İnsan tabiat ilişkisini konu alan oyunlar.Yağmur, sis, akarsuyu konu alan oyunlar.Bitkileri konu alan halk oyunları.Rakamlarla ifade edilen oyunlar.İnsan hayvan ilişkilerini konu alan halk oyunları.

Toplumsal olayları konu alan halk oyunları; kavgayı konu alan oyunlar, savaşı konu alan oyunlar, aşkı ve sevgiyi konu alan oyunlar, kızla erkeğin birbirine kur yapmasını konu alan oyunlar.

Askere uğurlamayı konu alan oyunlar.Tarımı konu alan oyunlar, ekin biçimi konu alan oyunlar, ürünün zarar görmesini konu alan oyunlar.Meslekleri konu alan oyunlar, çobanlarla ilgili oyunlar, kadınların yapmış olduğu günlük işleri taklit ederek erkeklerin oynadığı oyunlar, ekmek yapımı inek sağılması gibi teşbih edilen oyunlar.Bir iş üretimi ile ilgili oyunlar ip eğirme gibi.

Değişik Yörelerde Değişik Grup Oyunları

Türkiye'de halk oyunları ülkenin kültürel yapısı gereği, oynanış şekli bakımından birbirinden farklılık gösteren türlere ayrılır.Bunlara örnek olarak Erzurum civarında Bar, Doğu ve Güneydoğu'da Halay, Trakya'da Hora, Karşılama, Karadeniz'de Horon, Konya ve civarında Kaşık Oyunları, Ege'de Zeybek verilebilir.

Halk Oyunları Üzerine Düzenleme Çalışmaları

Halk oyunları artık doğal ortamından çıkmış, yarışmalar, festivaller dolayısıyla sahnelenen bir sanat dalı haline gelmiştir.Bu nedenle de sahneye uygun düzenlemeler yapılmaktadır.









eftelya:
halk oyunları yörelerimiz hakkında;

DİYARBAKIR
 

Diyarbakır ili on binlerce yıl önce volkanik bir yapıya sahip Karacadağ’ dan akmış olan yaklaşık 60 metre kalınlıktaki lavlardan meydana gelmiş bazalt tabakasının üzerinde kurulmuştur. Büyük bölümü Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, kuzeydeki küçük kesimse Doğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde kalır. Doğuda Batman, güneyde Şanlıurfa ve Mardin, kuzeyde Elazığ ve Bingöl, batıda Malatya ve Adıyaman, kuzeydoğuda Muş illeriyle sınırlıdır. Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun  surlarına  sahiptir. Kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmeyen Diyarbakır’ da hüküm sürmüş devletlerden bazıları şunlardır: Mitanniler, Asurlular, Aramiler, Urartular, iskitler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Sasanlar, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar. Diyarbakır’ a tarihsel süreç içerisinde verilen adlar arasında, Amid, Diyar-ı Mudar, Diyar-ı Bekr, Diyar-ı Rabia, Diyarbekir ve Diyarbakır sayılabilir.  Yörenin oyun karakteri “halay” dır ve tavırları ilçeden ilçeye değişmektedir. Yörede kullanılan belli başlı enstrümanlar arasında, meydan düğünlerinde kullanılan Davul, Zurna bazı yerlerde Billur (dilli ve dilsiz kaval), Arabane, Kemane, oda sazları, Cümbüş, Ud, Bağlama, Kaval, Def, Mey, Darbuka (çömlek) sayılabilir. Halkoyunlarının belli başlı olanları ise şunlardır: Keşeo, Teşi, Delilo, Halay, Harrani, Tek ayak, Dunik, Çaçan, Çepik, Düzo, Dondurhan, Meryemo, Kadın halayı, Kartal, Haftano, Hildani, Simsim, Çayda çıra, Şur-u mertal.Yöre giysileri  çok zengin ve çeşitlidir. Erkek giysileri kişilerin zenginlik, fakirlik, iş durumu ve ilçelerine göre farklı giyilir. Erkekler başlarına, Külah, Kum, Camedan, Kefi, Egal, Kasket ve Papak, gövdelerine, hakim yaka mantin gömlek, yelek (kırk düğme, kapaklı, katırc), bel kısmına Acem kuşağı, ağbani veya Palaska takılır. Ayağa ise Şalvar giyilir. Genellikle yelekle aynı kumaştan (gabardin kumaş) olan Şalvar’ ın ayak bileğinden diz kapağı altına kadar olan kısmı dardır. Nakışlı veya düz beyaz yün çorabın üzerine ayakkabı olarak Çarık, Poçikli kundura, Kara lastik veya Yemeni giyilir. Kadın giysileride çok çeşitlidir. Kadınlar başlarına Kofi, Namazlık, Şaar, Renkli Fuşular ve gümüş takılar takarlar. Gövdelerine, içlerine Binkıras, Fistan, Üç etek, Heftan, Kutik, bellerine; Gümüş kemer, Ağbani kuşak, Kefi bağlarlar. İş sırasında kollarında Kolluk, Kolçak, önlerinde ise önlük bulunur. Bacaklarına Şalvar, ayaklarına ise yün çorap giyerler. Ayakkabı olarakta Poçikli kundura, Çarık, Kara lastik veya Yemeni kullanılır. 


--------------------------------------------------------------------------------

 

 

ARTVİN
 

Doğu Karadeniz bölgesinde bir ilimiz olan Artvin yurdumuzun en zengin folklorüne sahip illerinden birisidir. Yüz ölçümü 7.436 km2 olan ilin yedi ilçesi bulunur. Kuzeyinde Gürcistan, güneyinde Erzurum, batısında Karadeniz sahili ve Rize, doğusunda Ardahan illeriyle çevrilidir. İskitler tarafından kurulduğu sanılan Artvin 1877-1878 deki Osmanlı-Rus savaşından sonra Rusların eline geçmiş ve 1918 yılında kurtulmuştur. Coğrafi bakımdan engebeli bir yapıya sahiptir. Kıyılar çok yağış alır. En önemli akarsuyu Çoruh tur. Hayvancılık, meyvecilik, bağcılık ve tütün üretimi en önemli gelir kaynaklarıdır. Yalnız ve Kaçkar dağları ilin en bilinen dağlarıdır. Yöre folkloru Kafkaslardan, Gürcülerden, Bayburt, Ardahan ve Rize illerimizden  etkilenmiş ve aynı  zamanda geçiş  bölgesi olduğu için bir çok farklı kültürle karşılaşmıştır. En bilinen ve en çok oynanan oyun karakteri Bar ve Horondur. Azeri oyun karakterlerine de rastlanmaktadır. Yörede kullanılan enstrümanların en bilinenleri Davul, Zurna, Akordeon, Dilli ve Dilsiz Kaval, Tulum, Bağlama, Kemane ve Kemança’ dır. Halkoyunlarında oynanan oyunlar ise şöyle sıralanabilir: Ata Barı (Artvin Barı), Ağır Bar (Şavşat Barı), Sarma, Sarı çiçek, Deli Horon, Orta  Batum, Kız Horonu, Koçeri, Döne, Teşi, Daldalan, Uzun dere, On dörtlü, Deli kız, Atom, Şahlan, Düz Horon, Hemşin, Mendo Barı, Palaska gibi yüzden fazla oyun sayılabilir. Yörenin kendine has kılık kıyafetleri ise şöyledir. Erkekler, Başlarına Kabalak denilen başlık takarlar. İçte yarım, dik yakalı beyaz gömlek vardır. Üste ön tarafı açık elips şeklinde olan Cepken giyilir. Bacak kısmına, potur adı verilen alt tarafı dar olan pantolon giyilir. Ayakta ise Çarık yada Çizme bulunur. Kadınlar, başlarına üzerini altın yada gümüşle süsledikleri yarım Kofi takarlar. İçlerine beyaz gömlek ve onun üzerine yelek giyerler. Altta kalın kumaşlı bol ve topuğa kadar uzanan Şalvar bulunur. Kalın ve parlak kumaştan giyilen Üç etek, bol ve ayaklara kadar uzanan Fistan’ dan sonra ayakkabı olarak giyilen Yemeni ile kostüm tamamlanır. 


--------------------------------------------------------------------------------

 

 

ŞANLIURFA
 

 Güneydoğu Anadolu bölgesinin en büyük şehri ve il merkezidir. Dokuz ilçesi bulunan ilin yüzölçümü 18.584 km2 dir.  Kuzeyinde Adıyaman ve Diyarbakır, batısında Gaziantep, doğusunda Mardin ve güneyinde ise Suriye sınırları ile çevrilmiştir. Şanlıurfa’nın genellikle ovalık olan topraklarında tahıl tarımcılığı yapılır. En çok buğday yetiştirilmektedir. Bundan başka pamuk, şeker, kenevir ekimide yapılmaktadır. Bazı tarihçilere göre Şanlıurfa tufandan sonra kurulmuş olan on sekiz şehirden bir tanesidir. Bir çok peygamberin hayat hikayesinde buradan bahsedildiği görülür. Şehrin ortasındaki gölün balıkları kutsal sayılmakta ve bu yüzden kimse onlara dokunamamaktadır. 1984 yılında Kurtuluş savaşımızda şehir halkının gösterdiği kahramanlıklardan ötürü önceden ilin  Urfa olan adının başına Şanlı ismi verilmiştir. Şanlıurfa folklorüde diğer illerimiz gibi çok zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Yörede el sanatları çok gelişmiştir. Bunların arasında oymacılık, keçecilik, bez dokumacılığı, bakırcılık, abacılık ve kuyumculuk yörede hala icra edilmektedir. Şanlıurfa  halkoyunları yörede genellikle düğün, nişan, kına gecesi,  esvap,  asker uğurlama ve karşılama gibi törenlerde oynanır. Yöre oyun türü Halaydır. oyunlara genellikle davul, zurna eşlik eder ama bazı oyunlara ilçeler hatta mekanlara göre kaval, kemane,  cümbüş,  Arabane ve  tef  gibi  çok çeşitli enstrümanlarda eşlik eder. En bilinen ve en çok oynanan halkoyunları arasında şunlar sayılabilir: Düz (düzo), Tırge, Gırani (terge), Çeçen kız, Dınge (dıngi), Hıldani, Seyrani, İki ayak, üç ayak, Sose, Abravi, Beş ayak, Çep ve Kımıl, Urfalıyam ezelden. Şanlıurfa’da geleneksel kadın giysileri; Yaşmak, Uzun etekli entari, sırma işlemeli dize kadar uzanan ceket, Kırk düğme denilen yakasız gömlek ve Şalvardır. Ayağa Kalıç, Postal yada lastik ayakkabı giyilir. Erkekler ise; önü kapalı, göğsü açık entari, Sıkma denen ceket, gömlek ve şalvar giyerler. Postal, Potin, Kundura ve lastik ayakkabı yörede en çok kullanılan erkek ayakkabılarıdır.


--------------------------------------------------------------------------------

 

 

BİTLİS
 

 Türkiye’nin doğusunda Doğu Anadolu bölgesi sınırları içinde kalır. Yüz ölçümü 6707 km2 olan ilin kuzeyinde Muş, batısında Batman, güneyinde Siirt ve doğusunda Van illeri bulunur. Genellikle yüksek ve fazla engebeli bir toprak yapısına sahiptir. İlin en önemli yüksekliklerini oluşturan Nemrut ve Süphan dağları volkanik kütlelerdir. İlde iklim, kara iklimi özelliklerini taşır ve serttir. Toplam 303 köyü vardır. M.Ö. 3. yüzyılda kurulduğu sanılan şehrin adının kaynağına ilişkin çeşitli söylentiler vardır. Bir söylentiye göre Büyük İskender, Asya seferi sırasında buradan geçerken doğal güzelliklere hayran kalır ve komutanlarından Badlis’e burada bir kale yaptırmasını emreder. Sefer dönüşü kaleyi görüp beğenen İskender kaleye komutanın adını verir, zamanla Badlis adı halk ağzında Bitlis’e dönüşür. Bitlis’te gelenek ve görenekler günümüzde de canlılığını korumaktadır. ildeki folklor öğeleri toplumsal yaşayışı yansıtır. Bitlis bir uzun hava yöresidir. Halay çekilirken bile çalgılar susar uzun hava söylenir. Müzik yapılırken daha çok üflemeli çalgılar kullanılır. Zurna, dilli ve dilsiz kavallar, çoban düdükleri çok yaygındır. Davul ve tef vurmalı çalgıların başında gelir. Yörede oynanan halkoyunları genelde Halay ve Bar biçimindedir. Burada halay Berit adını alır. En bilinen halaylar; Alkuşta, Çarşı başı, süzme oyunu, Garzani, Temir ağa, Harkuşta ve Tiringo’dur. Köylerin çoğunda erkekler Şal Şapik denilen bir kıyafet giyerler. Şal şalvarımsı bir pantolondur, Şapik üst bölümün adıdır. Bele kalın kuşak sarılır. Başta Kefiye yada Egol denilen bir poşu vardır. Erkekler ayaklarına Harik denilen keçi kılından yapılmış ayakkabı giyerler. Kadınlar başlarına geçirdikleri Kofi’nin alın kısmına altın dizerler. Merheme adı verilen baş örtüsünün üzerine sarılan Poşu, sol tarafta düğümlenerek aşağı sarkıtılır. Ayrıca Bitlis’li kadınlar burunlarına Hırlek adı verilen altın takı takarlar.

g_major77:
HALK OYUNLARI
       Krimitif din ortamında doğan ve şekillenen hareket serileri ve montlar, anonim ifade etme gücü noktasında değer taşımaktadır. Bu temel etmenlerin bütünleşmesinden  oluşan halk oyunları da anonim bir nitelik taşır. Çünkü dinsel ayinlerdeki şekillerin kirimitif toplumun ortak hareket senbolleri olmaları, somut anlamlar ifade etmeleri dansın kaynağı durumundaki bu hareket serilerinin anonim bir değer taşımasına neden olmuştur.
        Aslında kökeni insanlığın dille anlaşma sürecini yaratmadan öncesinde şifre hareketler şeklinde kendini, dileğini ve tabiat olaylarını ifade etmek üzere kullandığı hareket seviyeleri ortak anlaşmaya yaradığı için yoplumca ortak yani anonim olarak üretilmiş, imaj kazandırılmış imlerdir.
        Tarihin akışı içerisinde folklor ve kültürün kaynağı durumundakif ulusal dinlerin toplumlarca değiştirilerek yeni dinleri kabul etmesi somut anlamlar taşıyan haraket serilerinin bu özelliklerinden sıyrılarak soyut hareketlere dönüşmesine neden olmuştur. Ancak gelenek bu farklılaşmalara rağmen hangi olayların ve temaların hangi dinlerle ve hareket serileriyle karekterize edileceği konusunda, etki gücü koymuştur.Benzeri olaylar benzeri hareket gelenekleri ile ifade edilerek yeni ihtiyaçlara cevap vermiş, eski  hareket temaları benzeri yeni olayları canlandırır olmuştur.
        Halk arasında hoş vakit geçirmek için yapılan eglendirici, güldürücü, şaşırtıcı gösteriler (karagöz, kukla, orta oyunu,vs ); danslar (halay,zeybek,bar, horon,vs ); dikkate dayalı tesadüfe dayanan yarışmalar (dama,yüzük,cirit,vs) hepsi halk oyunlar kavramı içerisindedir. Ancak halk oyunları kavramı artık hemen her yerde Anadolu Halk Danslarını karşılamak üzere kullanılmaktadır.


           Halk Oyunlarının Ortaya Çıkış Nedenleri
a-Doğal olayların etkisiyle
b-Taklitler yolu ile oluşan danslar
c-Savaş dansları
d-Aşk dansları
e-Dini danslar
f-Hasat ve üretim ile ilgili danslar
g-Meslek dansları


   Hiçbir kültür olayı, tüm gelenek ve görenekleri bir yumak gibi etrafına sarıp toplayan halk oyunları kadar ait olduğu toplumun ulusal duygularını yansıtamaz ve onlar kadar toplumsal bağları pekiştirip kuvvetlandiremez.
     Düşünce ve duyguların insan vücudunu hareketleriyle anlatılması demek olan dans yada oyun, ilk insan kültürünün merkezinde bulunuyordu.Dinsel anlayışlar alınyazıları, evren hakkindeki düşünceler, istekler, sevgi, aşk,kahramanlık duyguları, sıla hasreti,sevinç, bereket, bolluk, hüzün, afet, felaket gibi olaylar hep oyunlarla anlamlandırılıyor.Hep onunla canlandırıyordu.Bugünde halk oyunlarının müzik ve şiir gibi sanat olaylarında ayrı düşünme olanağı yoktur.Bugünde dansın bulunduğu her yerde düğün ve dernekten asker uğurlamasına kadar varan çeşitli tören ve toplumsal olayları görmek mümkündür.Bugünde halk dansları, halk sanatlarının en başında yer almaktadır.

Bilindiği gibi Türk Halk  Oyunları yurdumuz üzerinde çeşitli bölgelerde, çeşitli tür ve biçimde ,değişik genel isimler altında ve guruplar halinde görülmektedir. Bölgelere, yerel örf ve adetlere göre büyük ayrılıklar gösteren halk oyunları (dansları), birçok bakımdan ayrımlara tabi tutulabilir. Mesela tek kişilik oyunlar veya takım oyunları diye sınıflandırabiliriz. Bunlarında yalnız erkeklerin  veya kadınların yada kadın-erkek oynanan oyunlar diye ayırmak mümkündür. Kapalı ve aöık yerlerde oynanmaları da bu oyunlaarın bir özeliğini teşkil eder.
       Çok değişik özelikler gösteren oyunları ortak noktakarına göre bazı adlar altında toplamak mümkündür. Halay, bar, karşılama, zeybek, mengi, bengü, horon, kaşık oyunları, bıçak oyunları gibi. Bunların dışında çengi, köçek , çiftetelli gibi kapalı yerlerde daha çok profesyonel oyuncular tarafından oynanan meclis oyunları, birde Mevlevi semai, Bektaşi Alevi Semai gibi dini karekterli olan oyunlarda vardır. Hangi bölgede olursa olsun bu dansları ana özelliği "toplu hareket", bir güzel işi beraber yapma, bir güzel sonuçu beraber kutlama gibi sosyal eğitim alışkanlıklarını vermesidir.


HALK OYUNU KAVRAMI
         Halk oyunu hareket ve müzik olmak üzere iki ayrı öğeden oîuşmuş bir bütündür. "Düzgün ve birbirine benzeyen ritmik hareketlerin uyumlu bir biçimde ortaya konulmasından oluşan oyun", nadiren müzik eşliği olmaksızın belli bir ritme bağlı olarak da meydana gelebilir. Hareket bir bütün olarak temelini ayaktan başlatmak üzere, vücut ve kollara kadar uzanır. Vücut bölümlerinin uyumlu hareketleri kadar, grubun uyumlu hareketlen de estetiği yaratır. Hatta bazen bir bakış bir duruş bile estetik bir ifadedir. Musikide, estetiğin sesle ifadesi ve desteklenmesidir.
Özetleyecek olursak, kavram olarak halk oyunu; göze ve kulağa hoş gelecek tarzda düzenlenmiş, ölçülü ve dengeli hareket yoluyla, estetik bir etki ve heyecan yaratan, çoğunlukla, ses birimlerinden nadana gelen anonim halk müziği ile desteklenmiş, hareket ve müzik bütünleşmesi dir.
HALK OYUNU TERİMLERİ
Kavramımızı ve sınırlarını belirleyen terimlerle ilgili olarak, konunun araştırmacıları arasında tartışmalar bulunması nedeniyle, halen kullanıla gelen ve savunucusu bulunan terimlerin tarihsel gelişimi, kaynaklan ve anlamı ^konusundaki genel görüş ve düşünceleri ortaya koyma gereğini duyduk. Özellikle, sosyo-kültürel yapının değişmesine bağlı olarak dilimize giren yabancı kökenli tenmlerı dilimizdeki kullanılış eskiliğine göre sıra ile ele almaya çalışacağız. Takiben de, genel Türk Dıli'nde bu konuda kullanılan, terimlerimizin karşılıklarını arayacağız.
l-RAKS :
Dilimizde konuyla ilgili bilinen ilk yabancı kökten kelimeler Arapça'dan gelmiş olup, İslam Dıni'nı kabulümüz ve Arap kültürü ile yüzyüze gelişimizle ilgilidir. Söz konusu kelimeler İslam'ın inanç terminolijisi ile sınırlı kalmayıp, bütün sosyal ve kültürel hayatımızı kapsamıştır.
İşte, halk oyunu kavramını karşılamak üzere "raks" kelimesi, ne anlam ne de fonetik değişikliğe uğratılmadan o dönemden itibaren alınıp kullanılmıştır. "Raks" Arapça'da, "ritmik hareket, deprenmek" anlamına gelmekte olup, kelime alınırken özünde yatan anlamda herhangi bir değişme olmamıştır. Ancak, başlangıçta kelime bütünüyle erkek ve kadın oyunlarını karşılamak üzere kullanılmak istenmişse de, arzu edilen cevap verilememiştir. Çünkü, bizde nasıl "köçek" ancak kadın kılığına girmiş erkek oyuncu olabileceği geleneği yerleşmiş ise, Araplar'da da "Rakkase" terimi sadece kadınlar için kullanılır ve kadınların oynadıklan oyunlara da "raks" adı venlirdi,
İslam inancının halk arasında yayıcıları, öğretıcilen olan dervişler, sofiler ve onların bağlı oldukları tarikat ve tekke literatüründe, başlı başına bir "raks" tabinne rastlanmamaktadır. Halbuki bu kuruluşlann çoğunluğunda "vecd" halinde "zikr" suretiyle bir oyun olayı vardır. Genellikle bu olay "sema", "devr", "devriye" terimlenyle karşılanmaktadır. Buna karşılık "raks" Mevlevi "sema'lannda sadece ikinci bölümü olup, "yeldirme" anlamına gelir. Bütününü ifade eden "sema", "devr", "devriye" tenmlen tasavvufdan kaynaklanma olup; oyuna katılanlar, olayı bir oyun olarak düşünmemekte, ibadetin bir parçası olarak kabul etmektedir. Kelime karşılıkları da "raks" veya "oyun" anlamı taşımamaktadır. Bazı sözlüklerde "sema" aslında "sm" kökünden "sam" ve "sim" gibi bir mastar olup, "işitmek, duymak, dinlemek, işitilen söz, iyi şöhret ve iyi anılma" anlamında, Sudi'nın Şerh-ı Divan-ı Hafız adlı esennde ise "şarkı dinleme" anlamına geldiği belirtilir. Gıyas-AJ Lügat adlı eserde ise, oyun deyimi kelimenin mecazı anlamı olan "şarkı, nağme, raks, vecd" anlamlan içinde yer alır. Yine "devr" veya "devriye" ise tamamıyle islam düşüncesinin şekli ifadesidir. Bilindiği gibi "insan ruhunun Hak'tan aynhp Hakk'a dönünceye kadar geçirdiği serüvene devir ve bunu açıklayan görüşe devriye nazariyesi" adı verilir. "Mutasavvuflar bu devriye hareketlerini tıpkı bir daireye" benzetmişlerdir. Görüldüğü gibi kelimenin asıl manasında oyun anlamı ne gizli ne de açık bulunmamaktadır. Bu anlam, felsefi düşüncenin şekli sergilenmesinden onaya çıkmıştır. Çünkü yaşanılan hayat gerçek görünümü taşıyan, aslında zahiri bir dünyada vakit geçirme, oyun oynamadır ve "sema", "devr", "devriye" adı verilen oyun bütünüyle bu olayı sergiler.
Bu açıklamalar ışığında "raks" tabirinin İslam düşüncesinde başlı başına bir anlamı yoktur.' Bu sebeple halk hayatına fazlaca girmiş ve oturmuş değildir. Halbuki "sema" anlam ve fonetik değişikliklerle de olsa -semah, samah, zamah, semak, somak- vb. gibi halk hayatına ve dilimize girmiştir.
Lugatlann belirttiği anlamın açıkça ortaya koyduğu sonuç "raks" kelimesinin içinde saklı olan "oyun" kavramı bizdeki kol oyunu veya oturak alemlerdeki kadın oyunlarına tekabül etmektedir.
Yine Arapça'da "oyun" anlamına gelen "İüb" ve "zem" kelimeleri bulunmaktadır ki her iki kelimenin anlamının birbın içinde saklı ve birbirinin anlamını kuvvetlendirici mahiyette olmasıdır. Şöyle ki "zem" kelimesi oyun manasına gelmekte iken "iüb" tabirinde de maksat oyundur. Hatta bu sebeple bazı rivayetler de "iüb" yenne "zem" kelimesi kullanılmıştır. Hz. Aişe: "Habeşlerin oyununu seyretmek için (Lı-anzüne ila zefnı'l-Hebeşel) demektedir". Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, kelimelerin anlamlarında olduğu gibi kullanılış yerlerinde ve yarattıkları imajlarda bir farklılık bulunmamaktadır. Bazen de anlamı, daha kuvvetlendirmek için birlikte kullanıldıkları görülmektedir. Mesaîa, İslam alimlerini oyun konusunda fazlasıyla uğraştıran Habeş oyuncuları hadisine "El-Mütehella" adlı eserinde deyinen İbn-i Hezm "El-lüb ve'z-zefh mübahün fı'l mescıd (camıide oynamak ve raksetmek mubahtır)" denilmektedir. Hadisten anlaşılacağı gibi söz konusu iki kelime birbirini hem tamamlayıcı hem de anlamı kuvvetlendirici bir mahiyet taşomaktadır.
Kelimelerin gerek anlamlan ve gerekse kullanılış imajları üzerine yaptığımız bu araştırma sonucu şöyle bir kanıya varabiliriz: "Raks" terimi halk oyunu kavramını karşılamamakta, Arapça'daki "Lüb" ve "Zefh" termleri kavramımızın gerçek karşılığıdır. Ancak söz konusu terimler bize kadar ulaşmamış, Arapça sözlüklerin, Arap ülkelerinin sınırlan içinde kalmıştır. O halde "Raks terimini" oyun kavramının karşılığı olarak kullanmamız mümkün değildir.
2- DANS :
Batı kültür ve hayatıyla Türk toplumunu yüzyüze getiren Tanzimat hareketi, batı ve Latin kaynaklı sözcüklerin dilimize çokça girmesine, bu arada "oyun" kavramımızı karşılamak üzere de "dans" sözcüğünün kelime hazinemizde yer almasına sebep olmuştur.
"Dans" terimi, kaynak itibariyle Latince'den gelmekte olup, İngilizce'de "dance" Aîmanca'da "tanz", Fransızca'da "danse" olarak geçmektedir. O dönemdeki kültürel ilşkılenmizın çokluğu sebebiyle ülkemize Tanzimat aydınlan tarafından Fransızca'dan ve aslına uygun olarak aktarılmıştır. Ancak terim Fransızca'da folklordan kaynaklanan "halk oyunu" kavramının ötesinde bir anlam taşır. Danslar, folklorik özelliklen yönünden birbirinden farklı Avrupalı ulusların, ortak ve evrensel salon oyunlarıdır. Eşlik müziği, folklor malzemesi olan anonim halk müziği değil, ferdi yaratmalara dayalı bestelerdir
Folklordan kaynaklanan halk oyunlarından ayn olarak danslarda orta çağ boyunca gelişmesini sürdürmüş, Rönesans başlannda İtalya ve Fransa'da folklorik özelliklere bürünmüştür. Bu dansların bir kısmı "soylu" (Sorabande Pavene), gen kalanlan ise daha köy havalı ve canlıdır. Soylu olduğu belirtilen dansların "soyluluk1' niteliği, tamamen o dönemdeki hanedan ve saray çevresinde doğmuş ve yaşamış olmasından ileri gelmektedir. Bu oyunların bütün Avrupa'da yaygın olması ve bu görüşle evrensel bir nitelik taşımasına sebep; Avrupa'dakı kurulu feodal devletlerinin saray hanedanlarının birbirleriyle akraba olmalan5 yani aynı soydan gelmesiydi. Saray çevresinde "soylu" adı verilen salon dansı, toplantılarda ve dans yerlerinde yapılan vals, tango gibi dansların temel adı idi.Rönesans ve Reform hareketleriyle gücünü ortaya koyan orta sınıf sadece yönetime sahip olmakla kalmamış kendi hayatını adap ve erkanlarını sosyal ve sanat hayatında da hissettirir.
     Bu nedenledir ki “dans” terimi halk oyunu kavramını sözcük olarak karşılayamaz.

g_major77:
Arkadaşlar...!!  Mehmet ÖZHAN dan alıntıdır.
Son yüzyılımızda Türk Halk Oyunları konusunda, birçok derlemeci ve araştırmacı, Anadolu insanımızı ve çevresini tanımak, birlikte yaşadığı olayların ilişkilerini ve etkileşimlerini incelemek, bunun için bilinen ve bulunabilen malzemelerin bir araya getirilmesini sağlamak üzere, izledikleri yöntemler sonucu biriktirdikleri çok değerli halk kültürü bilgilerinin günümüze kadar taşınmasında büyük katkıları olmuştur. Özellikle Cumhuriyetle birlikte yapılan derlemeler, bu günde incelemeyi ve değerlendirmeyi bekleyen halk kültürü malzemeleri olarak görülmektedir.


Bilinen ürünlerin elde edilmesinde izlenen derleme-araştırma ilkeleri doğrultusunda kaynaklara ulaşılması ve seçimin yapılarak derlemelerin gerçekleştirilmesi, çoğu kez malzemenin tam olarak elde edilmesini engellemiş olsa da, eldeki derlemeci ve araştırmacıların yeterliliğini, imkânsızlıklarını da hesaba katmak gerekmektedir. Son yüzyılda yapılan küçümsememek, ancak durumu sorgulamak ve tespiti netleştirmek, yapılanların envanterini çıkarmak gereklidir.


Türkiye'nin genel sorunlarından birisi olan okumamak ve incelememek hastalığını ortaya koyarak teşhiste bulunmak bizleri daha sağlıklı sonuca götürebilecektir. Türk dünyasında yapılanlar ile Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet döneminde halk oyunlarımızın derlemesi adına yapılan güzel çalışmaları takdir etmemizi sağlayacaktır.


Bu anlamda Türk Halk Oyunlarının bilimsel usullerle derlenmesi ve arşivlenmesi, bu değerlerin yayın haline getirilip, bunların değerlendirilmesinin yapılması, halk oyunlarımızın diğer bilim dallarına bu vesile ile yapacağı katkıların belirlenmesi doğru olacaktır.


Bilindiği üzere; bir toplumun kültür ürünlerini inceleyen halk biliminin diğer bilimlerle de ilişkisi vardır. Toplumun zaman sürecindeki sosyal sorunlarına, bilimsel yöntemlere uyularak, çözüm bulunması çalışmaları uzun yıllardır devam etmektedir.


Halk bilimcilerde bilgi edinme çabalarını son yıllarda sosyal olaylara yönelterek, onun sorunlarını çözecek ya da erteleyecek gerekçeler aramışlardır. Halk bilimi içinde doğan ve onun içinde gelişen halk oyunlarımızın da bütün bilgi edinme kaynaklarından etkilendiği, bu çabalardaki ortak payda olan bilgilenme sonucunda, kontrollü değişkenlerin değil, toplumun ihtiyacı olan yönelmelere yardımcı olunması sentezlerine ulaşılmıştır.


Ne yazık ki ülkemizde de güçlüklerin çoğaldığı, sosyal patlamaların olduğu dönemlerden sonra, halk oyunlarının kullanım alanının sosyal çalışmalarda da değerlendirilmesi fikri, eğitimde, kültürde ve diğer alanlarda ancak son yıllarda uygulamaya konulabilmiştir.


Halk oyunları araştırmalarının, sosyal çalışmalardaki rolü içinde değerlendirmenin, bizleri daha iyi sonuçlara götüreceği kanaatindeyim. Günümüzde halk oyunlarıyla ilgili yapılan çalışmalar öğrenim sürecsinde gençlerin doğal ve içgüdüsel tepkilerine uygun olarak verilmekte, bu çalışmalar bireyin organik, sinir-kas, zihinsel ve duygusal gelişimine katkı sağlamaktadır. Halk oyunlarının sosyal çalışmalarda kullanımı sayesinde, kişinin kendini tanıması ve tanıtması, yeteneklerini geliştirmesi, vücudunu ve sağlığını koruması, organizmasını en iyi biçimde kullanması, toplumsal davranışlar elde etmesi amaçlanmaktadır. Sosyal çalışmalarda halk oyunları; kişide ruhsal ve düşünsel davranış olarak, etkinlik, cesaret, kendine güveni yaratmakta, artan ögrenme ve başarı arzusu, bencillikten kurtulma-işbirliği bilincinin kuvvetlendirmesini güçlendirmekte, bu çalışmaların sonucunda da sorumluluk duygusunun geliştiği gözlemlenmektedir.


Günümüzde konu ile ilgilinenen kurum kuruluşlarda (özellikle konservatuarlarda) halk oyunları bilimsel ve objektif cepheden, biyolojik-psikolojik, sosyolojik ve felsefi açıdan irdelenerek, halk oyunlarının teknik çalışmaları yürütülmektedir. Bu çalışmalar, kişinin sosyal düzen içindeki değerinin ve öneminin artmasını sağlamaktadır. Bu da kişinin mutlu olmasını aynı zamanda kişinin beden sağlığını korumayı, geliştirmeyi, enerjisini dengeli kullanabilmeyi sağlamaktadır. Halk oyunları çalışmalarına katılan bireyler, yaptıkları bütün oyunların alıştırmaları, bedensel faydaları elde etmede yardımcı olmaktadır. Duruş alışkanlıkları, vücut organlarının kullanımı vb. kişinin sosyal faaliyetlerinde kendine olan öz güvenini artırmaktadır.


Ülkemizdeki halk oyunları çalışmalarının Türk kültürünün oluşumundaki katkısı, Anadolu insanının hoşgörülü, uyumlu vb. iyi duyguları bünyesinde barındırmasına imkan sağlamıştır. Sosyal faaliyetler nedeniyle okullarda, dernek ve vakıflarda, kurum ve kuruluşlarda yapılan halk oyunları çalışmaları, insanımızın oyun dışı zamanını da etkilemektedir. Son yirmi yılın çalışmalarında halk oyunlarımız kültürel içerikten ziyade sosyal yanı ağır basan bir faaliyet olarak göze çarpmadır. Bu da halk oyunlarıyla uğraşanların kişisel anlayışları sonucu oyunlardaki değişiklikten kaynaklanmakta, estetik değer ve anlayışlarda sürekli değişime uğramaktadır. Sosyal açıdan bu değişimin sosyal çalışmalara da yansıdığı görülmektedir. Ancak bu yansımanın gerektiği ölçüde olamadığı da bir gerçektir. Kalabalıklaşan ve her konuda kendine yabancılaşması için adeta yarışılan toplumumuz, kendi kültürü içinde halk oyunlarını gerektiği şekilde değerlendirememektedir. Nüfusun üçte ikisine yakın bir bölümünün şehirlerde yaşaması, kültürel değerlerin toplumsal yaşama adaptasyonunun hala yeterince yapılamaması, sunî kültürel çatışmaların ortaya çıkması sonucunu doğurmaktadır. (Yüksel Caddesi Gençliği)


Sonuç olarak; sosyal çalışmalarda halk oyunlarının yoğun bir şekilde değerlendirilmesinin, yararlı olacağını umuyorum.


Halk oyunları, tüm karar sistemlerini ve bilimsel çalışmaları etkileyen, toplumun yapısal değişikliklerinde etkisi olan bireylerin sosyal isteklerinin oluşturmasında etken, halk biliminin bir alt öğresidir. Amaçları ve içerdiği konuları itibarı ile karışık bur oluşumu içeren halk oyunları, bütün aşamalarında ifade bütünlüğünü yansıtır. Bu ise, halk oyununun vurgulamak istediği kültürel formu, sanatsal bir unsur içinde sunulmasını sağlar.


Halk bilimi açısından da bakıldığında, halk oyunlarını incelemek ve irdelemek için, "Oyun" ile ilgili bilgileri derlemeye, açıklamaya ihtiyaç bulunmaktadır. Bu amaçlı olarak oyunla ilgili kuramlar halk bilimciler tarafından da titizlikle incelenmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında halk oyununun anlatmak istediği mesajların incelenmesi, sınıflandırılması ayrı bir önem arz etmektedir.


Türk Halk Oyunları pek çok geleneksel kültür öğresi gibi iletişimin sağlanmasında da kullanılmaktadır.


Nüfusumuz ile ilgili bilgilere bakacak olursak, kalabalıklaşan (1990 Nüfus sayımında genç toplumumuzun nüfusu 56.473.000 idi. 7611, 829 ilçe, 690 bucak, 35.532 köy idari yapıyı oluşturmakta, bu nüfusun %59'u (33.326.000) şehirlerde % 41'i (23.147.000) köylerde ikamet etmektedir. 1995 yılında nüfusumuz 62.520.000 olmuş, ilk sayısı 1997'de 80'e çıkmış, 2000 yılında da nüfusun 70 milyon olması beklenmektedir) ve her konuda kendine yabancılaşması için çaba sarf ettiğimiz toplumumuz, kendi hülk kültürü içinde halk oyunlarını değerlendirememekte, nüfusun 2/3'ine yakın bir bölümü kentlerde yaşamasına rağmen, kültürel değerler kent sosyal yaşamına adapte edilememekte, kültürel çatışmaların ortaya çıkması kaçınılmaz görülmektedir.


Kavram kargaşasının devam ettiği günümüzde halâ zaman unsuru değerlendirilememektedir. Kamu ve özel sektörün elindeki olanaklar, halk oyunlarının sağlıklı bir şekilde araştırılmasında derlenmesinden yeterince kullanılamamaktadır. Çünkü iletişim de de kullanılan halk oyunların derlenmesinden sonra elde edilen malzemenin sınıflandırılarak çözümlenmesini ve yorunlanmasını yapmak gerekmektedir. Şu anda ülkede eldeki mevcut derlenmiş malzemenin de sağlıklı bir dizini kataloğunun acilen oluşturulması gereklidir. Çünkü böyle bir çalışma, bugüne kadar elde edilen malzemenin işe yaramaz ve kullanışsız bir yığın olmasını engelleyecek, hem de bundan sonra yapılacak derlemeleri de düzenli bir standartlaşmaya götürecektir. Günümüzde bunlarla birlikte yapılacak iş eldeki malzemenin çözümlenmesi ve yorumlanmasıdır. Halk oyunlarımız halk kültürümüzün göstergeleridir. Bunun için halk oyunları üzerine yapılacak bilimsel çalışmalar, içindeki kültürel değerlerin, değerlendirilmesini ve yorumlanmasını sağlayacaktır. Bu ise halk oyunları aracılığıyla, iletişimi de sağlayan toplumsal kurallar ve değerlerin irdelenebilmesini sağlamak için iyi bir ortam hazırlayacaktır. Böyle bir tartışma ortamının sağlanması, kültürel çözümlemeleri de beraberinde getirecektir. Halk oyunlarımız halk kültürü içinde önemli bir unsurdur. İletişimi de sağlayan bu öğe, içinde yaşamın kültürel değerlerini, o kültürel öğenin yapısını özelliğini koruyarak insanların birikimlerini, yaratıcı özgün özellikleriyle ortaya koymaktadır.


Günümüzde insan, doğumundan itibaren son nefesine kadar ki geçen yaşam sürecinde, sürekli bir şeyler öğrenmekte ve onu işlemektedir. Öğrendiklerini biriktiren ve bunların sentezini yapabilen insan, halk kültürü öğelerinden de etkilenmektedir. İnsan; halk kültürü unsurlarını görerek, duyarak, sezerek algılamakta, bu bilgileri saklama, seçme ayıklama, birleştirme, düzenleme ve kodlama diyebileceğimiz bir yeteneğe sahiptir. Geçmişte yaratılanlar ile günümüzdeki dinamik kültür unsurları, insan yaşamını kolaylaştırmakta, ona yön vermekte ve estetik duygularına hitap etmektedir. Şartlar insanın bilgiye hakim olmaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu ise ortaya konulan bilginin doğru ve algılanabilir olmasıyla mümkündür. Bu sayede doğru sentezlere ve sonuçlara varmayı düşleyen günümüz insanı, çevresiyle duyarlı olmak ve onu anlamak zorundadır. Son çeyrek yüzyıla baktığımızda, üzerinde yaşadığımız Anadolu'nun, asırların birikimi kültürleri bağrında barındırdığını ve bunun çevre ülkelere de uzandığını görüyoruz. Bu sempozyum ile Türk halk oyunlarının incelenmesinde yeni ufuklar çerçevesinde irdelenerek yorumlanmasında, kolaylıkların sağlanacağı inancındayım. Anadolu insanın gelişimindeki bütün dönemlerinde, özündeki kültür değerlerini taşımada, halk oyunlarını değerlendirmiştir. Halk oyunlarımızda bir çok sanat eserinin uygulanmasında yardımcı olmuştur. Halk oyunlarımızın yorumlama süreci sonunda bir sanat faaliyeti, estetik kaygılarla bir anlam kazandırma amaçlı olarak sahnelenmesi sonucunda da özlemlerimizle, isteklerimize göre sunulması dileğimdir.


Son yıllarda eksikliğini hissettiğimiz diğer bir konu da ilgidir. Bu duruma iki noktadan bakmak doğru olacaktır. Birinci konu ikincisi ise konuya hizmet edenlerdir. Sürekli tartışılan birinci hususu bir tarafa bırakacak olursak, konuyla ilgilenenlerin ve kurumların birbirleriyle büyük ölçüde diyaloglarının olmadığı, insani ilişkileri bile yaşayamadıkları acı bir gerçektir. Kurumlar arasında olması gereken "ilgi" süratle iyileştirilmelidir. Birbirinden kopuk çalışmalar bizleri iyi noktalara götüremeyeceği net olarak bilinmelidir.


Türk halk oyunlarında kullanılan pek çok terim ve kavram, halk oyunlarının duygu / düşünce ve davranışlarının temelini oluşturur. Sağlıklı bir faaliyet olabilmesi terimlerin açık ve anlaşılabilir olmasıyla mümkündür. Bu konudaki yapılan ve yapılmakta olan çalışmalar, halk oyunlarımızı iyi noktalara taşıyabilecektir. Ülkemizde çeşitli kurumlarda halk oyunları eğitimi adına gerçekleştirilen programlardan, iletişim araçlarında kullanılan terimlerden, dikkatsiz/ilgisiz/sorumsuz ve duyarsız tavırlara kadar her unsur, halk oyunları terimleri konusunda bulanıklık yaratmaktadır. Bu durum öncelikle Anadolu'da sonra Türk dünyasında kavram kargaşasına neden olmaktadır.


Halk oyunlarını değerlendirirken, sadece onun sahnelenmesi açısından olan sorunlarına bakılmaktadır. Diğer hususlara özellikle hoşgörülü davranışlara ve barışçıl davranışlara yönelmelere dikkat edilmemektedir. Bu nedenle halk bilimi açısından halk oyunları çalışmalarına bakmak, halk biliminin diğer öğelerinden yararlanmak uygun olacaktır.


Bu arada izahı gereken konu olan halk oyunlarının bir bütün olarak teşkilatlanmasıyla ilgili olarak, örgütlenmedeki tıkanıklıklar, birlikte hizmet edememe, hizmet edenleri teşvik ve takdir, başta gelen problemlerdir. Konuyla ilgili kurumlar-kuruluşlar-üniversiteler-kişilerarası uyum ve iletişim, en sıhhatli bir şekilde sağlanmalıdır.


Değerlendirmedeki diğer sorunlara gelince, yöresel derlemelerin yanı sıra oyun yaratmaların sıhhatli bir şekilde yapılabilmesi mümkün olabilecektir. Sivas'ın Abdurrahman Halayı, Bayburt'un Mehmet Turan barı, Selim Sırrı Tarcan'ın yarattığı Tarcan Zeybeği bu tür oyunlardır. Bugün büyük kentlerdeki halk oyunları çalıştırıcılarının yeni oyun yaratma zevk ve yaratıcılıkları yoktur. Yaptıkları çeşitli oyunların figürlerini biraraya getirmekten ibarettir. Anadolu'daki çalıştırıcıların yaptıkları ve derleme çalışmalarıyla, ortaya koydukları yöre oyunlarında, daha şuurlu davrandıkları gözlenmektedir. Halk oyunlarıyla ilgilenenlerde göze çarpan bir diğer eksiklikte Türk edebiyatın bilmemeleridir.


Son olarak halk oyunlarıyla ilgilenenlerin, bilgilerini, eksikliklerini, aksaklıkları ve yeniliklerini bilinçli şekilde oluşacak kaynak kitaplardan öğrenmeleri gerekmektedir. Halk oyunlarıyla ilgili eksikliklerin ve sorunların çözümüne, barış ve hoşgörü kültürüne herkesin katkıda bulunması dileğimdir


Navigasyon

[0] Mesajlar