Ali Farka Toure

(1/1)

drozila:
Ali Farka Toure

Ali Farka Toure, Afrika’daki mübarek kardeşlerden biri. Bir blues gitaristi. Mali’li. 1939 yılında Nijer nehri kıyısındaki Kanau’da doğuyor. 2006 yılında ise kansere yenik düşerek vefat ediyor.

11 yaşındayken gurkel adında yerel bir çalgı aletiyle başlıyor müziğe Toure. Belki müzikal ufkunu genişleten birkaç kırılma noktasından bahsetmek gerek burada. Bir tanesi şüphesiz 1956 yılında izlediği bir konser. Gineli Keita Fodeba’nın konseri. Onun geleneksel tekniğini bir batılı enstrüman olan gitara uygulayışını görmesi. Bir diğeri ise, hep ödünç aldığı gitarları çalan Toure’nin 1968’de, bir konser için ilk defa çıktığı bir yurtdışı seyahatinde, Sofya’da ilk gitarını satın alması ve sonra da aynı yıl Bamako’da öğrenci olan bir arkadaşına yaptığı ziyarette, arkadaşının ona dinlettiği plaklar: James Brown, Jimmy Smith, Albert King ve elbette John Lee Hooker.

 

Mississipi’den Nijere!  

Bunlar şunun için önemli: Ali Farka Toure’nin müzikal evreni içinde Mississipi deltası ve Nijer deltası yan yana geliyorlar, blues teptiği o kadar yol sonunda tekrar doğduğu topraklara Toure sayesinde giriyor. Toure,  batı Afrika müziğini gitara adapte eden ilk insan. Şu da var ki o yaptığı müziğe blues demek istemiyor aslında: otantik Afrika müziği demeyi tercih ediyor. Ama yine de onun müziğini Avrupalı eleştirmenler Delta Blues’un batı Afrikalı versiyonu olarak tanımlıyorlar.

Toure kariyerine yerel bir müzisyen olarak devam ederken gazeteci bir arkadaşının yol göstermesiyle Paris’e gidiyor ve ilk kayıtları yayımlanıyor. Sonrasında ise memleketi ve Avrupa arasında gidiş gelişler başlıyor. 1993 yılında ona dünya çapında bir tanınırlık getiren ve “world music” dalında grammy kazandıran  “talking timbuktu” adlı efsanevi albümü Amerikalı blues gitaristi Ry Cooder’la birlikte California’da kaydediyorlar. Şu da çok önemli: Ali Farka Toure, bu tanınırlık ve ün ve aldığı ödüllerin ardından memleketinde yaşamaya devam ediyor. 2004 yılında Niafunke’nin belediye başkanı oluyor ve kendi parasını memleketinde yol, su, elektrik hizmetlerini verebilmek için harcıyor. Kendi müzikal köklerinden koptuğunu düşündüğü anda da Mississipi deltasından Nijer deltasına, köklerine doğru toparlanmayı biliyor. Örneğin “Talking Timbuktu”nun ardından gelen “Radio Mali” albümü, bu tür bir geriye dönüşün, memleket topraklarına yeniden ayak basışın bir göstergesi.

 
Afrika bozulmamışlığı!

Peki yukarda verdiğim bütün bu biyografik bilgiler bu müzisyene yanaşmaya çalışırken bize ne kadar faydalı olacak? Belki ancak bu müzisyenle ilk tanışmamızda; çünkü onu dinledikçe onun Afrika’ya ve oradaki kardeşlerine duyduğu bağlılık, ahlaklı ve soylu bir müzisyen oluşu müziğinin içinde zaten bize açık hale geliyorlar.

Toure’nin müziği tarım yapan, toprak süren, bitkilerin verdiği ürünlere dokunan, suyu, toprağı, güneşi seyreden üzgün ve şen insanların müziği. Bu nedenle bana yaptığı müzik neredeyse bedeninin bir parçasıymış gibi geliyor. Tabiatla bir başka zeminde daha sahih bir ilişki kurabilmek, insanın ritmini doğanın ritmine uyumlu kılabilmek için müziği terinden ve kanından yoğuruyor sanki. İster Nijer nehrinin kıyısında olsun, ister Mississipi deltasında toprağı işleyen bir adamın yaptığı müziğe yaşamanın ve tabiatın insanı şaşkın bırakan dağdağası en işlenmemiş haliyle giriveriyor. İşlenmemişlik derken de kelimenin bütün olumsuz çağrışımlarına rağmen olumlu bir durumu, işlendikçe kaybolan, gevşeyen ve kendinden yitiren bir çekirdeğin o ilk haliyle muhafaza edilebilmesini kastediyorum.

İşte Ali Farka Toure’nin şarkılarında da bizi ilk kucaklayan bu kudret, yaşam enerjisi ve bilgelik oluyor. Bilgece, yaşamı kucaklayan, enerji dolu bir müzik bu.

Bu da Talking Timbuktu’nun pek meşhur ve nefis ve aşk dolu şarkısı diaraby:

http://www.dunyabizim.com/images/flvplayer.swf?file=http://www.dunyabizim.com/media/ali_farka_toure.flv&stretching=fill&fullscreen=true

alıntı: dunyabizim

albümlerinden....

http://www.dostturkuler.com/index.php/topic,25034.0.html

Navigasyon

[0] Mesajlar